(…) Birçok Orta Doğu ülkesinin ekonomik açıdan fosil yakıtlar sektörüne bağımlı olduğunu dikkate alırsak, direkt üretici olsalar da veya bu yakıtları ortaklarından yardım şeklinde alsalar da, bölgenin uzun süredir var olan ekonomik yapısı iklim değişikliğinin nedenlerinden birisidir. 20-30 yıl içerisinde bölgesel yönetimler bu petrol refahını kullanarak otoriter güçlerini artırdılar, sürdürülemez olan kamu sektörlerini desteklediler ve mevcut eşitsizlikleri kalıcı hale getirdiler, böylece bölgenin iklim değişikliğinin etkilerine karşı özellikle savunmasız kalmasına neden oldular.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçıları bu bölgede bulunur. Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan, BAE ve Katar. Böylece dünya petrol üretiminin %31,3’ü bu bölgede yer alır. Suudi Arabistanlı Aramco şirketi dünyadaki herhangi bir başka şirkete göre daha fazla sera gazı emisyonuna neden olmaktadır. Üstelik, bölgedeki birçok toplum fosil yakıtların tüketimine bağımlıdır; özellikle sera gazı emisyonlarına neden olan ulaşım ve elektrik için bu fosil yakıtları kullanmaktadırlar.
Orta Doğu, 2021’de küresel petrol tüketiminin %9,4’ünü tüketirken dünya nüfusunun yaklaşık olarak %6’sını oluşturur. Bunun nedeni -kısmen- Basra Körfezi’ndeki devletlerin uyguladıkları geniş çaplı sübvansiyon politikalarıdır. Küresel vergi öncesi enerji sübvansiyonlarında en büyük paya Orta Doğu ülkeleri sahiplerdir. Büyük tüketimin nedenlerinden biri karbon yoğun, çürüyen, desteklenmeyen altyapıdır.
Üstelik, bölge dünyanın en yüksek kişi başına düşen karbondioksit seviyelerine sahiptir, bu konuda en önde gelen ülke ise Katar’dır.
Diğer yandan Basra Körfezi’ndeki birçok büyük petrol üreticisi iklim hedeflerine varacağına dair söz vermiştir. Örnek verecek olursak, Suudi Arabistan 2060 yılına kadar emisyonlarını net sıfıra kadar indireceğini söylemiştir fakat bu hedefe ihracattan kaynaklı emisyonlar dahil değildir.. BAE ise kendi açısından 2050 yılına kadar net sıfır emisyonlara varmayı hedeflemektedir. Diğer ülkeler de gelecekte emisyonları azaltmak üzere önemli adımları atmışlardır.
Ocak 2022 yılında, Kuveyt yönetimi ülkenin sera gazı emisyonlarını düşürmenin yollarını araştıran bir çalışma yapmıştır. Bundan önce de Kuveyt 2035’e kadar emisyonları %7,4 oranında 2035 yılına kadar düşüreceğini belirtmiştir. Yine Basra Körfezi’nin dışındaki devletler de iklime yenilikçi yaklaşımları için övülmüşlerdir: Fas, güneş enerjisi alanında bir lider olmuştur. Mısır ise, Şubat 2022’de yapılacak olan, bir sonraki iklim değişikliği konusunda BM Konferansına ev sahipliği yapacak, BAE ise bu konferansa 2023 yılında ev sahipliği yapacaktır.
Bu projeler ve vaatlere rağmen, Orta Doğu’daki siyasetçilerin iklim değişikliği konusunda bir araya gelip en yıkıcı etkilerini durdurup durdurmayacakları şüphelidir. Yaklaşan risklerle karşı karşıya kalındığında, bölgedeki elit sınıf; nüfusun savunmasız kesimleri yani göçmenleri ve mültecileri, düşük gelirli insanları, özellikle kadınları ve hem deniz kenarında hem ülke içindeki kırsal alanlarda yaşayanları korumak için gerekli politikaları uygulamalıdır.
Nihayetinde, Orta Doğu rejimleri yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler, yönetim alanındaki gelişmeler ve diğer önleyici eylemleri birleştirip kapsayıcı politik, toplumsal ve ekonomik reformları oluşturmalıdır. Bu reformlar toplumları iklim değişikliğinin birbiriyle bağlantılı ve sistematik etkilerine karşı daha dayanıklı kılar. Böyle bütüncül bir yaklaşımın başarılı olması için mevcut sıkı kontrollerden vazgeçilmelidir ve vatandaşlar ile yerel kurumların büyük bir bölümünü içermelidir. (Özgür bir sivil toplum geliştirilmeli, kadınların toplumsal hayata katılımı sağlanmalı, yerinden yönetimler güçlendirilmeli ve özgür basın geliştirilmelidir.)
WEHREY, FREDERIC and FAWAL, NINAR
Çeviren: DORUK ARSLAN
https://carnegieendowment.org/2022/02/24/cascading-climate-effects-in-middle-east-and-north-africa-adapting-through-inclusive-governance-pub-86510 (Accessed: April
13, 2023).
Makalenin yalnızca bir bölümü çevrilmiş olup tamamına yukarıdaki linkten erişilebilir.
