Geçtiğimiz aylarda Türkiye, oldukça öngörülü ve isabetli bir adım atarak Siber Güvenlik Başkanlığı’nın yasasını TBMM Genel Kurulu’nda onayladı. Siber Güvenlik Başkanlığı’nın görevleri şu şekilde tanımlanıyor:
“Başkanlığın görev ve yetkileri şunlardır: a)Siber güvenliğin sağlanması amacıyla politika, strateji ve hedefleri belirlemek, eylem planları hazırlamak, mevzuat çalışmalarını yürütmek, ilgili faaliyetlerin koordinasyonunu sağlamak, bunların etkin şekilde uygulanmasını takip etmek.”
Öte yandan gerek İran-İsrail çatışması sırasında gündeme gelen hack saldırıları ile gerek de ABD Temsilciler Meclisi’nin çalışanlarına Meta ürünlerinin kullanılmasını yasaklaması ile siber güvenlik tartışmaları tekrardan gündeme geldi. Dünya Ekonomik Forum’unun 2024 tarihli Küresel Siber Güvenlik Görünümü adlı raporu da tehlikelere ilişkin bir uyarı niteliğinde.
AI teknolojilerindeki artış, orta ve küçük işyerlerinin siber güvenlikteki yetersizliği, pek çok büyük kuruluşun dahi siber güvenliğe yeterince kaynak ayırmıyor oluşu küresel siber güvenliği tehditlere daha da açık hale getiriyor. Öte yandan dünya çapında düzenleyici-denetleyici kuralların ve kurumların olmaması da bu tehdidi yükseltiyor.
ABD gibi devletler Moonlight Maze kod adlı saldırıdan bu yana siber uzayda güvenliğe ehemmiyet veriyor. Dünyadaki büyük veri merkezleri de siber güvenlik şirketleri aracılığıyla güvenliklerini sağlama eğilimindeler. Örneğin CloudFlare siber güvenlik şirketlerinin en büyüklerinden biri. Küresel güvenlik adına talihsiz olan ise siber güvenlik sektörünün ABD’nin yanı sıra büyük oranda İsrail şirketlerinde olması.
Siber güvenlik konusuna dair Türk firmalarına teşvikler verilmesi, dünya çapındaki şirketlerle ortaklıklar kurmasının ve siber güvenlik teknolojilerini ülkemize kazandırmalarının teşvik edilmesi, ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi gibi üniversitelerimizde siber güvenlik çalışmalarının yapay zeka çalışmaları ile birlikte ele alınması ve siber güvenlik konusunun gündemimizde yer bulması ivedilikle gerekmektedir.
