Küçük Kasabalarda Kentsel Çekicilik ve Yerel Yönetimlerin Rolü (İskandinav Örnekleri)

Anna Granath Hansson tarafından, Myriam Chilvers, Lumi Tomren, Tuulia Jukarainen, Louis Jørgensen ve Johannes Lidmo’nun katkılarıyla hazırlanan “Small Town Attractiveness in the Nordics: Planning Public Space, Housing and Connectivity” başlıklı bu çalışma, İskandinav ülkelerindeki küçük kasabaların (Vordingborg – Danimarka, Rauma – Finlandiya, Egilsstaðir – İzlanda, Lillehammer – Norveç, Nora – İsveç) kentsel çekiciliğinin nasıl üretildiğini inceleyen karşılaştırmalı bir araştırmadır.

Makale, “çekicilik” kavramını turizm ya da büyüme odaklı bir söylem olarak değil; yaşam kalitesi, gündelik mekânsal deneyim ve sosyal sürdürülebilirlik üzerinden ele almaktadır. Çalışmada yazarlar, çekici kent nedir sorusuna “herkese iyi yaşam sağlayan şehirler” cevabını vermişlerdir. Yazarlar, küçük kasabalarda insanların yalnızca çalışmak için değil, yaşamak, vakit geçirmek ve aidiyet kurmak için kalıp kalmadığını sorgulamakta, kentlerin ruhuna farklı bir bakış açısı ve sürdürülebilirlik, akıllı kentler, yaşanabilirlik bağlamında değerlendirmeler yapmaktadır.

Çalışmanın temel çerçevesi, kentsel çekiciliği üç planlama bileşeni üzerinden açıklamaktadır: kamusal alan, konut ve bağlantı. Bulgular, nitelikli kamusal alanların sosyal etkileşimi güçlendirdiğini; çeşitli ve erişilebilir konut seçeneklerinin özellikle gençler ve çocuklu aileler için belirleyici olduğunu; fiziksel ve dijital bağlantıların ise küçük kasabaları daha geniş iş ve yaşam ağlarına entegre ettiğini göstermektedir.

Makale, tüm küçük kasabalar için büyümenin gerçekçi veya gerekli olmadığını vurgulamakta; bazı yerler için “akıllı uyum” (smart adaptation) yaklaşımının, yani nüfus azalırken dahi yaşam kalitesini ve topluluk refahını korumaya odaklanan politikaların daha sürdürülebilir bir yol sunduğunu ortaya koymaktadır.

Çalışmada;

-İnsanlar kasabayı iş saatleri dışında da kullanabiliyorsa (meydan, park, yürünebilir merkez)

-Farklı yaş grupları için uygun ve erişilebilir konut varsa,

-Kasaba hem fiziksel hem dijital olarak başka yerlere bağlıysa, o kasabanın çekici olduğu vurgulanmıştır.

Çalışmada kentsel çekiciliğin sosyal boyutu da ele alınmıştır. Çalışmada kent çekiciliğin sosyal boyutu farklı sosyal gruplar için kapsayıcı buluşma ve etkileşim fırsatlarının yaratılmasına dayanmaktadır. Kamusal alanların, konutların ve kamusal binaların stratejik olarak konumlandırılması; kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleriyle birlikte mevcut yapı stokunun etkin kullanımı ve uzun vadeli konut ile ulaşımda uygun fiyatlılığın sağlanması, sosyal çeşitliliği ve eşitliği desteklemektedir. Yeşil alanlara erişim, yavaş trafik uygulamaları ve toplu taşımanın teşviki, otomobile daha az bağımlı, daha güvenli ve çocuk dostu kentsel çevrelerin oluşmasına katkı sunarken; özellikle cazip bölgelerde uygun fiyatlı konut üretimi, farklı sosyo ekonomik grupların kent yaşamına katılımını mümkün kılmaktadır. Buna ek olarak, yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen eğitim sistemleri, akademik kurumlarla kurulan iş birlikleri, kültürel ve boş zaman etkinlikleri ile spor, eğitim ve eğlence alanları arasındaki eşgüdüm, kentsel kimliği ve aidiyet duygusunu güçlendirerek kentsel çekiciliğin sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktadır.  

Sonuç olarak bu çalışma, belediyeler için kentsel çekiciliğin bir pazarlama meselesi değil, bütüncül planlama ve yönetişim meselesi olduğunu savunmaktadır. Kamusal alanların niteliği, konut politikalarının çeşitliliği ve bağlantı altyapısının gücü birlikte ele alındığında, küçük kasabaların uzun vadeli yaşanabilirliği ve dayanıklılığı desteklenebilmektedir.

Makaleye erişmek okumak için: https://nordregio.org/app/uploads/2025/12/Small-Town-Attractiveness-in-the-Nordics-Final.pdf