Wuhan’da ortaya çıkan ve neredeyse tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının dünya tarihindeki önemli kırılma/değişim noktalarından biri olacağına dair neredeyse hiç şüphe yoktur. Bu salgın pek çoklarının da dediği gibi 2. Dünya Savaşından sonra yaşadığımız en büyük krizdir. Nasıl ki 2. Dünya Savaşı sonrası post-Vestfalyen sürece geçildiyse Covid-19 sonrasında da hem küresel siyasette, hem teorik yaklaşımlarda hem de bireylerin ve toplumların yaşantı biçiminde değişiklikler olacaktır. Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki bu salgın ülkemizde kontrol altına alındığında bile hemen ertesi gün normal hayatımıza dönemeyeceğiz; ikinci bir dalga yaşanmaması için tedbirler almamız gerekecek. Salgın tüm dünyada kontrol altına alınıncaya veya aşı/ilaç bulunup insan yaşamı için tehdit unsuru olmaktan çıkıncaya veya diğer gripler gibi ölüm oranları %1 seviyelerine ininceye kadar bu sürecin devam edeceğini söyleyebiliriz. Bu ise en iyi ihtimalle 10-12 ay kadar sürecektir. Öte yandan virüsün yayılma hızı noktasında geçireceği olumlu bir mutasyon her şeyi lehimize çevirebilir nitekim tıp dünyasından bu yönde yorumlara da rastlamak mümkündür. Yine de şu anda, hemen bugün, bu salgının bittiğini farz etsek bile artık çok ciddi bazı gerçeklerle yüzleşmek durumunda kaldığımızı kimse inkar edemez: Sistemimiz halen daha doğal bazı olağanüstü olaylara gerektiği kadar hazırlıklı değildir. Ve insanoğlu bazı noktalarda ciddi yanlışlar yapmaktadır. İşte bütün bunlar, alışkanlıklarımız, yaşam biçimimiz, doğa ile ilişkimiz, küreselleşen dünyadaki üretim ve tedarik zincirimiz, devlet-birey ilişkileri ve daha pek çoğu uzun bir süre gündemimizi meşgul edecektir.
Öte yandan bütün bu tartışmaların ve değişimlerin yönü hakkında bir kanıya varmak ise şu süreçte oldukça zorludur. Örneğin şu sorular salgın sürecinde zihinlerimizi meşgul etmesi gereken sorulardır:
Bu değişim keskin bir şekilde mi olacak yoksa kademeli ve yaygın bir değişimden mi bahsedeceğiz? Bu salgın sonucunda küresel işbirliği mi güçlenecek yoksa ulus devletler ve yerelleşme mi artacak? Yeni bir tedarik ve üretim sistemi mi gelişecek? “Üçüncü bir yol” mu ortaya çıkacak? Kapitalizmin bu sürece cevabı nasıl olacak? Otoriter rejimlerin bazı durumlarda gerekli olduğu mu düşünülecek yoksa salgının çıkışı noktasında otoriter rejimlerin şeffaf bilgi paylaşmadığı yönündeki tez mi kazanacak? Bu süreç sonunda süper güç yarışı ve rekabet mi hızlanacak yoksa açılan yaralar için işbirliği yoluna mı gidilecek?
İşte bütün bu sorular oldukça önemli sorulardır. Nitekim dünyadaki pek çok think tank kuruluşu bu soruları ve olası senaryoları tartışmaya başlamıştır. Çünkü hem bireysel hem de toplumsal olarak nasıl konumlanacağımız ve geleceğimiz tam da bu sorularla ilgilidir. Yine de altını çizmek gerekir; bu soruların şu anda kesin cevapları yoktur. Dünyamız sürprizlerle doludur. Ancak tarihteki tecrübelerimiz ve öngörülerimizle belli kanılara da varabileceğimizi söyleyebiliriz.
Bu noktada kesin olarak söyleyebileceğimiz hususlar da yok değildir: Maalesef, dünyamızın fakirleşeceği ve refahımızın en azından belli ölçüde azalacağı neredeyse kesindir. Daha korkunç olanı ise küresel ekonominin bir depresyona girebilecek olması ihtimalidir. Bütün bunların tarihteki bazı sonuçlarını ve yarattığı toplumsal değişiklikleri ise biliyoruz. Yeniden radikal sonuçların çıkmaması ve çatışmaların, istikrarsızlıkların artmaması ise hepimizin temel dileği olmalıdır. Öyleyse şimdi dünyadaki belli başlı kuruluşların Covid-19 sonrası tahminlerinden yaptığım çeviri derlemeleri sizlerle paylaşmak isterim:
“-Küresel tedarik zinciri bozulabilir.
-Üretim olmayabilir.
-Küresel bir resesyon olacak, bu depresyona dönüşebilir.
-Salgında ikinci dalga olmaması adına eski düzene geçiş hemen istenmeyecektir.
-Covid-19’a cevabımız ise “savaş ekonomisi” olmamalıdır. “Savaş karşıtı” ekonomik model olmalıdır.
-Yeni bir üretim sistemi kurgulamalıyız. Üretimi yeniden ölçeklendirmeliyiz.”
(James Meadway, BBC Future)
“-Virüs sonrasında Çin’de Xi iktidarı ile ilgili değişiklikler yaşanabilir.
-ABD ile Çin arasında mücadele daha da keskinleşebilir.
-AB Çin ile ilişkileri geliştirmeli ve Xi’den önceki politikalara dönmelerini umut etmelidir.
-ABD-Çin-Hindistan arasında geçecek bir yeni merkez tartışması olabilir.”
(Seven Biscop, Royal Institute For International Relations)
“-Enerji verimliliğinde önemli bir hamle olan toplu yaşama ve büyük binalar artık bir dönüşüme girebilir.
-Kara Veba sonrası şehirlerde kanalizasyon sistemi gelişmişti. Bu salgın sonrasında da şehirlerimiz değişebilir. Sosyal mesafe kuralı yapılarımıza yansıyabilir.”
(Guardian)
“-Dünya Çin merkezli bir küreselleşmeye kayacak.
-Bu noktada ABD’nin iki seçeneği var: ya Çin ile rekabete girecek ki bu sıfır toplamlı bir oyundur. Ya da işbirliği geliştirip küresel refahı hedefleyecek.”
(Kishore Mahbubani, Foreign Policy)
“-Salgın sonrasında şirketler çok ülkeli tedarik zincirlerini küçültecekler ve düşürecekler.
-Kârlılık değil üretim istikrarı önemsenecek.
-Kârlılık düşecek ancak arz istikrarı yükselecektir.
-Stratejik endüstrilerde hükümetler yedekleme yapacak.”
(Shannon K. O’Neil, Foreign Policy)
“-Süper güç yarışı artabilir.
-Ekonomik hasar ve toplumsal çöküş göz önünde alındığında milliyetçiliğe doğru hareketlenme olabilir.”
(John Ikenberry, Foreign Policy)
“-Salgın küresel sistemin sonu değil. Salgının kendisi karşılıklı bağımlılığımızın kanıtıdır.
-Daha fakir daha kötü ve daha küçük bir dünyaya yöneliyoruz.
-Yine de çok taraflı işbirliğimiz için bu salgın faydalı olabilir.”
(Shivshankar Menon, Foreign Policy)
“-Bu pandemi sonrasında yaygın çatışmalara ve istikrarsızlıklara yol açabilir.
-Kimilerine göre otoriter rejimlerin faydalarını gösterdi.
-Kimilerine göreyse evrensel değerlerin işbirliğinin ve küresel sağlık sisteminin zaferi olacak.”
(John Allen, Foreign Policy)
