Bu yazı Rostra Hukuk Meclisi için Mustafa Demir tarafından kaleme alınmıştır.
Günümüzde savaşlar, silahlı çatışmalar, siyasi baskılar, insan hakları ihlalleri ve çeşitli zulüm biçimleri nedeniyle milyonlarca insan yaşadığı ülkeleri terk etmek zorunda kalmaktadır. Güvenli bir yaşam arayışıyla başka ülkelere sığınan bu kişilerin uluslararası hukuk çerçevesinde korunması, insan haklarının en temel gereklerinden biridir. Her yıl 20 Haziran’da kutlanan Dünya Mülteci Günü ise zorla yerinden edilen milyonlarca insanın yaşadığı insani dramı hatırlatmak, mültecilerin haklarına dikkat çekmek ve uluslararası dayanışmayı güçlendirmek amacıyla anılmaktadır. Bu kapsamda mülteci kavramının hukuki anlamının doğru anlaşılması ve Türkiye’deki uluslararası koruma sisteminin bilinmesi büyük önem taşımaktadır.
Dünya Mülteci Günü, ilk olarak Afrika Birliği Örgütü (günümüzdeki adıyla Afrika Birliği-AfB) tarafından “Afrika Mülteci Günü” olarak ilan edilmiştir. Uzun yıllar bu isimle anılan 20 Haziran; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 4 Aralık 2000 tarihinde kabul ettiği 55/76 sayılı karar (Resolution 55/76) ile 2001 yılından itibaren tüm dünyada “Dünya Mülteci Günü” olarak anılmaya başlanmıştır. Bu karar, 1951 yılında imzalanan ve resmi adıyla “Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme“, bilinen adıyla ise “1951 Cenevre Sözleşmesi” olarak geçen metnin yürürlüğe girmesinin 50. yılına atıfla kabul edilmiştir.
Mülteci hukukunun “anayasası” olarak kabul edilen bu sözleşme, tarihte ilk kez mülteci kavramını net bir hukuki tanıma kavuşturmuştur. Böylelikle kimlerin mülteci sayılabileceği ve kimlerin bu statüden yararlanamayacağı açıkça belirlenmiştir. Örneğin Sözleşmenin mülteciyi tanımlayan 1/A-2 bendi uyarınca; …ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahıs mülteci statüsünden faydalanabilirken barışa karşı suç, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleyen kişilerin mülteci statüsünden yararlanamayacağı, sözleşmenin 1/F(a) bendinde açıkça yer almaktadır.
Türkiye, bahse konu sözleşmeyi ilk imzalayan ülkelerden biri olmasına rağmen, koyduğu “coğrafi çekince” nedeniyle sadece Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden gelen kişilere resmi olarak “Mülteci” statüsü vermektedir. Ülkemiz, Avrupa Konseyi dışından gelen yabancıların korunma taleplerini ise 2013 yılında kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) uyarınca yürütmektedir. Söz konusu kanunda; “Şartlı Mülteci”, “İkincil Koruma” ve “Geçici Koruma” gibi temel kavramlar tanımlanmıştır. Uluslararası hukuktaki “Sığınmacı” kavramının Türk hukukundaki karşılığı olan ve Avrupa dışından gelen yabancıları kapsayan Şartlı Mültecilerin Türkiye’de kalmasına geçici olarak izin verilirken; bu kişilerin, uygun görülmeleri halinde üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeleri amaçlanmaktadır. İkincil Koruma statüsü ise mülteci veya şartlı mülteci şartlarını tam taşımayan ancak ülkesine geri gönderildiğinde idam, işkence veya savaş nedeniyle hayati tehlikesi bulunacak kişilere verilen insani bir statüdür. Mülteci statüsüne girmeyen diğer bir koruma türü ise YUKK’un 91. maddesinde tanımlanan Geçici Koruma statüsüdür. Bu kavrama göre; ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, kitlesel olarak sınırlarımıza gelmiş ve bireysel statü belirlenmesi imkânsız olan topluluklara acil olarak koruma sağlanması hedeflenmektedir.
Sonuç olarak mültecilik, bireylerin kendi tercihleriyle gerçekleştirdikleri bir göç hareketi değil; savaş, zulüm, çatışma ve insan hakları ihlalleri gibi nedenlerle ortaya çıkan zorunlu bir yer değiştirme durumudur. Bu nedenle mülteci statüsü, uluslararası hukuk tarafından belirli şartlara bağlanmış ve kapsamı açık şekilde tanımlanmıştır. Türkiye de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile ulusal mevzuatı doğrultusunda farklı koruma statüleri öngörerek uluslararası koruma sistemini yürütmektedir. Dünya Mülteci Günü ise yalnızca mültecilere ilişkin hukuki kavramların hatırlandığı bir gün değil; aynı zamanda yerinden edilen milyonlarca insanın temel haklarının korunmasının ve uluslararası dayanışmanın öneminin bir kez daha vurgulandığı anlamlı bir farkındalık günüdür.
Mustafa Demir
